PALYAÇO, dikkat çekici özel makyajı, renkli giysileri ve yaptığı türlü maskaralıklarla sirklerde izleyicileri eğlendirmeye ve güldürmeye çalışır . Bu gösterilerde, gülünç olduğu kadar saçma ve abartılı hareketlerde bulunur.

|
İlk Palyaçolar
Çoğunlukla sirklerde gördüğümüz palyaçolar, sirklerin ortaya çıktığı 18. yüzyıldan yüzlerce yıl önce de vardı. Eski Yunan'da saçlarını kazıtan, kabarık olması için içi doldurulmuş giysiler giyen palyaçolar fars ve pantomimlerde ikincil rollerde görülür, asıl oyuncuların hareketlerini taklit ederlerdi. Roma'daki pantomimlerde palyaço sivri külahı ve rengârenk yamalı gömleğiyle öbür oyuncuların alay ve küçümsemesine hedef olurdu.
Eskiçağda saraylara, hükümdarları eğlendirmek ve güldürmek için köle pazarlarından güldürme yeteneğine sahip, zeki ve hünerli kişiler satın alınırdı. Bu gelenek ortaçağda da sürdü. Soytarı olarak da anılan bu palyaçolar deli ya da aptal numarası yaptıkları için, yaygın toplumsal ve ahlaki değerleri alaya almalarına ve yüksek sınıftan kişilerle alay etmelerine ses çıkartılmazdı. Saraylarda soytarı bulundurma geleneği Avrupa'da 18. yüzyıla kadar sürdü. Osmanlı sarayında ise II. Bayezid döneminde (1481-1512) başladı ve Tanzimat döneminde (1839-76) kaldırıldı.
Avrupa'da ortaçağda gezgin şarkıcılar ve hokkabazlar günümüzdeki gibi palyaço numaraları yaparlardı. Başkalarını güldürmeyi meslek edinen gerçek anlamda palyaçolar ancak ortaçağın sonlarında ortaya çıktı. 16. yüzyılın başlarına gelindiğinde, daha sonraki yüzyıllarda kuşaktan kuşağa geçecek ilginç palyaço tipleri yaratılmıştı. İtalyanlar'ın halk tiyatrosu commedia dell'arte'mn tiplerinden Arlecchino, önceleri sık sık aşk yüzünden başı derde giren hazırcevap bir uşak rolündeyken, giderek dolaplar çeviren bir akrobat durumuna geldi . Baklava desenli, vücuduna yapışık bir giysisi, siyah, yarım maskesi vardı. Tuhaf bir ses çıkaran değne-ğiyle ikide bir kurbanlarını pataklar, izleyicileri kahkahaya boğardı.
İngiltere'de palyaço başlangıçta ortaçağ dinsel oyunlarında, şeytana bile pabucunu ters giydiren, düzenbaz ve hain bir tip olarak ortaya çıktı. İngiliz sahnelerinde görülen ilk palyaçoların en ünlüleri, her ikisi de Shakespearean tiyatrosunda çalışmış olan William Kempe ve Robert Armin'di. 17. yüzyılın gezgin İngiliz oyuncuları sahne palyaçosunu Almanya'ya tanıttılar. Üzerine bol gelen ceketi, kulaklarına kadar inen şapkası, kırmalı geniş yakası ve kocaman ayakkabılarıyla bu palyaço tipi günümüzde de pek değişmedi.
Arlecchino oyunlarının kaba ve budala Pedrolino'su Fransa'da değişime uğradı. Ünlü Fransız pantomim sanatçısı Jean-Gaspard Deburau 19. yüzyılın başlarında yeni bir palyaço tipi yarattı. Bu, bol beyaz giysileri içinde, çocuksu tavırlı, iyimser ama aşkta aradığını bulamayan Pierrot idi.
|
Palyaço Türleri
Palyaçoların birçok çeşidi olmakla birlikte, aslında kendini beğenmiş beyaz suratlı palyaço ile eski püskü, perişan kılıklı, bahtsız, şapşal palyaço olmak üzere iki türdür. Beyaz surat en sevilen palyaço tiplerindendir. Beyaz krem boyayla yüzünü boyayan palyaço bunun üzerine, kıpkırmızı, yusyuvarlak bir burun ve kocaman, kırmızı bir ağız çizer. Kel görünmek amacıyla, başını sıkıca saran bir başlık giyer. Ortalıkta yuvarlanıp hoplayarak sirkteki at cambazlarına yardım edermiş gibi yaparken, aslında sürekli olarak sirk yöneticisinin ayaklarına dolaşır.
Şapşal palyaçonun soğan biçiminde kırmızı bir burnu, üzerinden dökülen giysileri, yüksek siyah kaşları, abartılı bir ağzı vardır. Pek sakar ve dağınıktır. 1865'te ortaya çıkan ve Auguste olarak bilinen bu palyaço adını, bu türün ilk örneğini sergileyen Fransız palyaçosu Auguste'ten aldı. Genellikle birlikte gösteriye çıkan bu iki palyaçodan beyaz suratlı olanı aklı başında adamı, şapşal ise ortalığı karıştırarak gülünç duruma düşen iyi ve saf kişiyi temsil eder.
Ünlü Amerikan Palyaçosu Emmett Kelly' nin yarattığı kederli serseri, para pul peşinde olmayan, insancıl duygularını yitirmemiş bir tiptir. Tıraşlı görünmek için koyu renk makyaj yapar, uzun bir palto, rengârenk yamalı pantalon, yamuk bir şapka ve yırtık pabuçlar giyer.
Ünlü sinema oyuncusu Charlie Chaplin ise paytak yürüyüşü, kıvrık bastonu, düşük pantolonuyla unutulmaz bir palyaço tipi olan Şarlo'yu yaratmıştır. |
  |
Ünlü Palyaçolar
İlk kez İngiltere'de 1850'te sahneye çıkan Joseph Grimaldi ilk gerçek sirk palyaçosuy-du. Daha sonra bütün palyaçoların takma adı haline gelen Joey adıyla tanındı. Özellikle takla atma, yerlerde yuvarlanma ve gürültüyle dayak atmakta ustaydı.
ABD'nin ilk palyaçolarından biri, İç Savaş döneminde (1861-65) çok sevilen Dan Rice' dı. Uzun sakalı, çizgili pantalonu ve silindir şapkasıyla Rice'ın ABD'yi simgeleyen Sam Amca'ya esin kaynağı olduğu sanılmaktadır.
Ünlü Avrupalı palyaçolar arasında Coco (Raoul Jouin), Toto (Armando Novello), Grock (Charles Adrien VVettach), Fratellini ailesinin üyeleri ve SSCB'nin en sevilen palyaçolarından Oleg Popov sayılabilir. |
SİHİRBAZ
İllüzyonist sihirbazlık ve illüzyon sanatını icra eden kişiye verilen addır.
İngilizce'de Magic Sihir, Magician ise Sihirbaz anlamındadır. Türkçe'de illüzyonist olarak adlandırdığımız illusionist İngilizce'de de "Magician" yani "Sihirbaz" ile aynı anlamı taşısa da genelde büyük sahne şovları yapanlara verilen bir addır. Sihir kelimesi bazen büyü ve benzeri olağanüstü güçleri çağrıştırdığı için sihirbaz kelimeside büyücü gibi bir anlamı çağrıştırabiliyor. Bu nedenle yaptıkları işin illüzyon olduğunu savunan illüzyonistler genelde Sihirbaz yerine kendilerine İllüzyonist denmesini tercih ediyorlar. Ama tabiki Sihirbaz ve İllüzyonist aynı anlamdalar.
Genelde bilindiği üzere illüzyonistler sırlarını açıklamazlar ve açıklanmasından hoşlanmazlar. Bunun en büyük nedeni illüzyon oyunlarında gerçekleştirilen el çabukluğu veya aletlerin kullanımlarının her zaman seyirci tarafından bilinmeyen bir sırrı olduğu ve bu sayede gerçekleştiğindendir. İllüzyonistlerin çoğu karşısındaki seyircinin yaptığı oyuna şaşırmasından hoşlandığı için o oyunu sergiliyordur. Sırrı bilinen bir oyun genellikle seyirci tarafından hayret uyandırmayacağı için illüzyonun büyüleyici tarafı ortadan kalkmış olur. Bazı oyunların ne kadar kompleks sırları ve metodları olsada bazılarının hiç akla gelmeyecek kadar ufak bir sırrıda olabiliyor. O yüzden sırrı hangi boyutta olursa olsun yaratacağı etki her zaman çok daha farklı olabilir. Bu nedenle sizde illüzyon ile ilgilenecekseniz sırlarınızı seyircilerinize anlatmamanız gerekir.
İllüzyon bir sahne sanatıdır ve illüzyonistler hiçbir zaman doğa üstü güçleri olduğunu savunmazlar.Belli bir çalışma ile elde edilmiş el çabukluğu(ki bazen yılların deneyimi gerekebiliyor) veya illüzyonistlere özel malzemeleri kendi becerileri ile kullanıp bunları sergilerler.
İllüzyon ile ilgili Türkçe'de birkaç kavram bulunmaktadır ve aynı şeyleri ifade etmektedirler. İngilizcede Magic Trick (Sihir Numaraları) ve bunları gerçekleştiren kişi Magician (Sihirbaz) olarak adlandırılır. Büyük boyutlarda sahne gösterileri sergileyen kişiler ise Magician yerine illusionist (illüzyonist) olarak adlandırılırlar. Türkçe'de ise bu mesleği icra edenler hem sihirbaz hem de illüzyonist olarak adlandırılmaktadır.
İllüzyon büyük sabır ve çalışma gerektiren bir sanat dalıdır. Öğrendiğiniz birşeyi sergilemeden önce mutlaka bir çok defa tekrar yapmanız ve bıkmadan çalışmanız gerekmektedir.
Hiçbir illüzyonist bir öğretici olmadan sanatını öğrenmemiştir. Ancak kişiler illüzyon sanatının temellerini öğrendikten, konunun hakim olup işin esaslarını kavradıktan sonra; ancak becerileri ölçüsünde yeni oyunlar, teknikler bulup geliştirebilirler ki zaten olması gereken de budur. |
SİHİRBAZLIK TARİHİ
Çok eski devirlerden kalma bazı yazıtlarda sihirbazlık gösterilerinin anlatımlarına rastlanmaktadır; Ms. Westcar tarafından bulunmuş olan papirüste milattan yaklaşık 2800-2400 sene önce yaşamış olan Mısırlı büyücülerin marifetleri anlatılır. Milattan 1500 yıl önce, Hz. Musa'nın mucizelerine karşı koyabilmek için Firavunun büyücülerinin yanılsama sanatının tekniklerini kullandıklarını da bilmekteyiz. Elbette sihirbazlık gösterileri sadece, efendilerinin itibarını Peygamber karşısında korumaya çalışan bir takım büyücülerin tekelinde değildi. Antik Yunan ve Roma'da gezgin sihirbazların yaptıkları "hokka oyunu" gösterisini Alciphron M. S. 200 yılındaki bir mektubunda anlatır. XVIII. yüzyıla kadar olan belge azlığı aradaki yüzyıllarda sihirbazlık sanatının icrası hakkında bilgi edinmemizi zorlaştırmaktadır. Şüphesiz, sihirbazların pek çok defa büyücü sanılarak cezalandırılmış olmaları onları uzun süre, sanatlarının icrası ve tanıtımında gölgede kalmaya itmiştir: Hieronymus Bosch'un ünlü tablosu bize "hokka oyunu"nun Ortaçağ ve hemen sonrasındaki sunumu hakkında bilgi verir. 1584 yılında önce Fransa'da J. PREVOST tarafından dünyanın ilk sihirbazlık kitabı "La Premiere Partie des Subtiles et Plaisantes Inventions" yayımlanır, hemen ardından aynı yıl İngiltere'de R. SCOT ünlü "The Discovery of Withchcraft" adlı eserini yayımlar, bu sayede sihirbazlık sanatı geniş kitlelere ulaşmaya başlar.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, eski Türk seyirlik oyunlarının belki de en ilginci olan ve şenliklerdeki gösterilerde önemli bir yer tutan Hokkabazlık sanatı, bir yandan Usta ve Yamağı arasındaki söyleşmeleriyle bir çeşit Ortaoyunu olarak sunulurken, öte yandan da elçabukluğu yönü ile bir hüner gösterimi olarak kabul görmekteydi.
Modern çağda ise ilk isim 1735-1795 yıllarında yaşamış olan Amerikalı Jacob PHILADELPHIA'dır. 1750-1796 yıllarında yaşamış olan İtalyan Joseph PINETTI, İtalyan Bartolomeo BOSCO (1793-1863),Viyanalı Leopold DOEBLER (1801-1860), Polonyalı BELLACHINI (1828-1885) modern çağda sihirbazlık sanatının ilk ünlü isimleridir.
7 Aralık 1805 yılında Fransa'nın Blois şehrinde doğmuş olan Jean-Eugene ROBERT-HOUDIN çağdaş sihirbazlığın babası olarak bilinir. ROBERT-HOUDIN'e bu ünvanı, gösterisini sunarken -alışılmışın aksine- o zamanın resmi davet kıyafetini giymesi, sahnede zarif ev mobilyaları kullanması, o güne kadar sihirbazlar tarafından kullanılmış olan garip giysi ve araçlardan uzak durması, asistanı ile kavuklu-pişekar tarzı dalaşmalar yapmaması, seyircilere saygılı davranması ve gösterisini bilimsel-sanatsal çerçevede sunması kazandırmıştı.
Aynı dönemin bir başka büyük ismi ise Buatier De KOLTA (1847-1903) adındaki bir Fransız sihirbazdır; kendisi illüzyon sanatına çok değerli sahne araçları kazandırmıştır. O yıllarda Avusturya'da -iskambil sihirbazlığı oyunları günümüzde de sunulan- Johann Nepomuk HOFZINSER (1806-1874), İngiltere'de büyük sahne ustası ve illüzyon oyunları mucidi David DEVANT (1868-1936), Hollanda'da BAMBERG ailesi, Almanya'da "black-magic" tarzında gösteriler sunan BEN-ALI-BEY (1839-1928), Alman HERRMANN ailesi Amerika'da ise CHUNG LING SOO (1861-1918), The Great LAFAYETTE (1873-1911) ve HOUDINI (1874-1926) ünlenirler.
Amerikalı bu üç ünlü sihirbaz, kimliklerini gizleyişleri ve sanatlarının yaşamlarını sonlandırması ile benzeşirler: William E. Robinson Çinli kılığına girip CHUNG LING SOO adıyla ün kazanır, Londra'da, 23 Mart 1918 tarihinde sahnede, kendisine doğrultulmuş bir tüfekten çıkan mermiyi yakalama gösterisi sırasında göğsünden isabet alarak yaşamını yitirir.
24 Şubat 1873'de Almanya'da Wiesbaden'de doğan Siegmund Neuberger, The Great LAFAYETTE adını kullanarak ünlü olur, 9 Mayıs 1911 tarihinde Edimbourg'daki bir gösteri sırasında çıkan yangında, gösterilerde kullandığı ve çok sevdiği atını kurtarmaya çalışırken yaşamını yitirir. Budapeşte doğumlu Erik WEISZ ise, göçmen olduğunu saklayıp doğum yerinin Wisconsin olduğunu iddia eder, Robert-Houdin'den esinlenerek kullandığı HOUDINI sahne adı ve "kaçış" gösterilerindeki başarısı ile ün kazanır, Detroit şehrinde, gösteri yaptığı tiyatronun kulisinde sohbet ettiği hayranlarından bir tanesinin karın kaslarının sağlamlığını ölçmek için attığı yumrukların ertesi gününde oluşan yaygın peritonit sonucu, 31 Ekim 1926 tarihinde hayata gözlerini yumar.
Amerikalı Harry KELLAR (1849-1922), İtalyan BENEVOL (1865-1939), Amerikalı Howard THURSTON (1869-1936), Polonya asıllı Amerikalı Horace GOLDIN (1873-1939), Polonya asıllı Amerikalı Max MALINI (1875-1942), İngiliz P. T. SELBIT (1879-1939), Hollandalı DANTE (1883-1955), Türk Zati SUNGUR (1898-1984), Rus KIO ailesi, Alman KALANAG (1903-1963), Hintli SORCAR (1913-1971), Amerikalı Lee GRABEL (1919-.......), Hollandalı Fred KAPS (1926-1980), Amerikalı Doug HENNING (1947-2000) XX. Yüzyılın diğer üstün yetenekli ve uluslararası ün yapmış sihirbazlarıdır.
Günümüzün en büyük sihirbazı olarak ise, sanıldığı gibi "ünlü" David COPPERFIELD (1956- ) değil, bir başka Amerikalı, Lance BURTON (1960- ) kabul edilmektedir..
Sihirbazlık dünyası içinde büyük ün kazanmış olan, yaptıkları gösteriler ile diğer sihirbazları da hayretler içinde bırakan bir grup daha bulunmaktadır. Bu sihirbazlar, ingilizce "close-up" diye adlandırılan, bizim "yakın sihirbazlık" ya da "masa oyunları" adını verdiğimiz sihirbazlık türünün temsilcileridir ve özellikle iskambil sihirbazlığında büyük ustalık gösterirler: Bu alanda XX. Yüzyılın tartışmasız en büyük ismi Dai VERNON'dur. Dai VERNON (David Frederick Wingfield Verner), 11 Haziran 1894 tarihinde Kanada'da doğmuştur. Ustalığı ve buluşları ona "The Professor" (Profesör) ve "Houdini'yi Şaşırtmış Olan Adam"lakaplarını kazandırmıştır. Bu ikinci lakabı, bir sihirbazlık oyununu en çok üç kez izlemeyle çözeceğini iddia eden Houdini'ye ünlü "The Ambitious Card" oyununu tam sekiz kez göstermesi ve Houdini'nin oyunu çözememesine borçludur. 1963 yılından itibaren Larsen Ailesi Hollywood'daki The Magic Castle'ın bir bölümünü onun ikametine tahsis etmiştir. Centilmenliği ile de tanınan ve çok sevilen Dai VERNON 1992 yılında Hollywood'da hayata gözlerini yumdu.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İLLÜZYON NUMARALARI
Kırılan kürdan
Etki: Masanın üzerine bir mendil serilir ve ortasına bir kürdan konur. Mendil, kürdan içeride kalacak şekilde katlanır. İzleyiciden kürdanı kırması istenir. Kürdanın çıtırtısı duyulduktan sonra sihibaz bir iki sihirli el hareketi yapar ve bir kaç sihirli söz söyler. Mendil açıldığında kürdanın sapasağlam olduğu görülür.
Gereçler: Kenarları yarım santim kadar katlanmış ve dikilmiş bir mendil ve 2 adet kürdan.
Hazırlık: Hazırlık aşamasında kürdanlardan biri mendilin kenarındaki dikilmiş kısıma batırılarak saklanır. Hangi kenarda saklandığını unutmamanız önerilir. Kırılacak olan kürdan işte bu mendil kenarına saklanmış olan kürdandır. Bundan sonra oyun sunulmaya hazırdır.
Yöntem: Mendilin her iki yüzünü izleyicilere gösterin. Tekrar hatırlatalım, kürdanın hangi kenarda olduğunu sakın unutmayın. Diğer kürdanı mendilin ortasına yerleştirin. Daha sonra dört kenarın kürdanın üzerinden aşırılıp karşı köşeye gelecek şekilde mendili katlayın. Gizli kürdanın olduğu kenardan kavrayıp mendili izleyiciye uzatın ve kürdanı kırmasını isteyin. Katlanmış mendili açmadan başka izleyicilerin kırık kürdanı kontrol etmesine izin verebilirsiniz. Sihirli hareketlerden sonra mendili açtığınızda ortaya çıkacak olan izleyicinin elini bile sürmediği sağlam kürdan olacaktır.
Para Kaybetme
Etki: İzleyicilere bozuk para verilerek sahte olup olmadığı kontrol ettirilir. Para sol elde tutulurken üzerine mendil örtülür. Sağ elle mendil üzerinden para kavranarak mendille beraber yukarı kaldırılır. İzleyiciler paranın gerçekten de mendil altında olduğunu dokunarak kontrol edebilirler. Bundan sonra mendil havaya fırlatılır ve havadayken bir kenarından yakalanır. Para yere düşmez, kaybolmuştur. Sihirbaz mendili tuttuğu kenardan bir kaç kere sallar.
Yöntem: Yukarıdaki kürdan oyununda olduğu gibi ikinci bir bozuk para mendilin içine dikilmiştir. Sihirli mendil iç içe geçmiş iki mendilden oluşmuştur. Bozuk para içteki mendile dikilidir. Mendil sol el üzerine örtülürken elde tutulan para yavaşça avuç içine kaydırılır ve gizli para sol el üzerindeki yerini alır. Sağ elle mendil altıdaki para kavranıp izleyicilere doğru uzatılır. Bu sırada izleyicilerin dikkati sağ ele yöneltilmeli veya bir iki espri ile dağıtılmalıdır. Oyun tamamlanmıştır. Mendil havaya atıldığında yere düşecek bir para yoktur artık.
Çeşitleme: "Sihirli Külah" linkinde açıklanan torba kullanılarak oyunun devam etmesi sağlanabilir. Havada bir kaç kez sallanan mendil sihirli külah içine atılır. Hokus pokus... İzleyiciden elini sihirli külaha atması istenir. İzleyicini torbadan biraz önce kaybolmuş bozuk parayı çıkarır. Bu sefer de mendil kayıplara karışmıştır...
Ceviz Kabuğu
Etki: Üç adet yarım ceviz kabuğunun altına beyaz boncuk konur. Kabuklar masa üzerinde sürülerek yerleri değiştirilir. İzleyici hangi kabuğu seçerse seçsin boncuğu bulamaz.
Yöntem: Bu oyunun hilesi kabuklardadır. Kabukların arka kısmı traşlanmıştır. Kabuk boncuk üzerine konurken ileri itilerek traşlanmış kısımdan geriye çıkması sağlanır. Bu hareket sırasında işaret, orta ve yüzük parmakları kabuğun önünde, baş ve küçük parmaklar da geride tutulur. Kabuk altından çıkan boncuk baş ve küçük parmak tarafından kavranırken, diğer üç parmak da bu hareketin gizlenmesini sağlar. |
Reklamlarda subliminal yöntemler..
Bilinçalti dedigimiz sey, bilincin binde 999'unu olusturuyor. Yani
siz su anda beni binde 1 seviyesinde görüyorsunuz.
Nasil yani?
Söyle: Gözün fovea hareketleri sizin su anda görmediginiz
seyleri de görüyor. Göz devamli bir tarama içinde. Tariyor ve
aldigi bilgileri bilinçaltina atiyor. Bu söylediklerim bilimsel
verilerdir. Biz, normal sartlarda gözümüzün fovea hareketleriyle
beynimizde depolanan seylerin çok azini hatirliyoruz. Ama mesela
markete gittigimizde 10 tane deterjan arasindan 1 tanesini çekip
aliyoruz. Yani gördügümüzün ve de duydugumuzun farkinda
olmadigimiz seylerin, bilinç yüzeyine çikarak bize o mali
satin aldirmasi söz konusu.
Yani biz görmedigimizi zannettigimiz seyleri aslinda görüyoruz.
Evet. Mesela hemen simdi bir test yapalim. Eviniz de kaç pencere
var?
Bir saniye.. 5 pencere var.
Bu cevabi vermek için sol üst köseye bakarak düsündünüz.
Öyle mi? Olabilir; saga da bakabilirdim yahut önüme de.
Belki. Ama bunu siz de deneyebilirsiniz. Kime sorarsaniz sorun sol
üst köseye bakarak düsünecek ve cevap verecektir.
Neden?
Insan beyni sag ve sol beyin olmak üzere ikiye ayrilir. Sag beyin
resimleri, grafikleri depoluyor. Sol beyin ise sayilari, formülleri
isimleri vs.
O halde sag üst köseye bakmam gerekmez miydi?
Çapraz bir görme sistemimiz var. Sagdaki klasörü kullanmak için
sola, soldakini kullanmak için saga bakariz. Bilinçli yapilan
reklamlarda bu bilgi mutlaka kullanilir. Bakin Gerçek Hayat'in
kapagi da bu sekilde.
Bu hafizada kalmayi mi kolaylastiriyor?
Tabii ki. Aslinda kimse, "bu ürünün reklamini gördüm, gidip
alayim" demez. Ama ihtiyacimiz oldugunda gidip bilinç altimizda
sakli olan bilgilerin verdigi komutla seçim yapariz.
Reklamverenler Dernegi'nin yaptirdigi bir arastirmaya göre,
Türkiye'de televizyon izleyicilerinin yüzde 77'si televizyonlarda
çok fazla reklam yayinlandigini düsünüyor. Reklam
çiktiginda kanal degistirdiklerini ya da bir ihtiyaçlarini
giderdiklerini söylüyor. Bu durumda gene de reklamlarin etkisi çok
mu yüksek?
Bir reklamdan etkilenmek için o reklami pür dikkat seyretmeniz
gerekmiyor. Bir reklamla bir kere de olsa karsilasmis olmamiz
yeterlidir. Tabii ki reklam stratejisi basarili reklamlar için
geçerlidir bu. Önemli olan marka bilinci olusturmak. Coca Cola'yi
düsünün. Dünyada reklama en fazla bütçe ayiran markadir. Coca
Cola, her reklamiyla markasini gündemde tutar. "Ben zaten yeterince
satiyorum, reklam için bu kadar para harcamama gerek yok" diye
düsünmüyor. Çünkü reklam marka için vazgeçilmezdir. Bir
ürünü marka haline getiren sey reklamdir.
Bilinçalti reklamlari ne zaman ve nasil yapilmaya baslandi?
1960'li yillarda Amerika'da takistoskop denilen bir cihaz sayesinde
reklamcilar, bilinçaltina yönelmenin reklamin etkinligini
artirmada daha islevsel oldugunu farkettiler.
Nedir bu cihazin özelligi?
Mesela bu aletle filmlerin içine gizli kareler, gizli mesajlar
atiliyor. Biz bunlari göz seviyesinde göremiyoruz.
Göremedigimiz halde etkileniyor muyuz bu görüntülerden?
Evet etkileniyoruz hem de gözümüzle gördüklerimizden daha fazla.
Nasil oluyor bu?
Göz bunlari görmüyor ama saniyenin 3 bin de biri gibi bir zaman
araliginda bu görüntü bilinçaltina ulasiyor. Bu gizli
mesajlar sayesinde, insanlarin bir ürüne yönelimleri temin
ediliyor. Mesela bir içki reklaminda gözle göremedigimiz you buy
(satin al) konutu yer aliyor.
Insanlar okuyamadiklari bir 'satin al' mesajiyla o ürünü satin
almaya yönlendiriliyor öyle mi?
Evet. Inanamiyor gibi tepki veriyorsunuz ama bunlar kanitlanmis
seyler.
Nedir bunun kaniti?
Gizli mesajli reklamlarin etkisiyle ilgili olarak yapilmis
deneyler var. Ayni ürünün gizli mesaj içirenini gören deneklerin
beyin dalgalariyla gizli mesaj içermeyenini gören deneklerin beyin
dalgalari karsilastiriliyor ve arada ciddi bir fark oldugu
ortaya çikiyor
|
Party oyunları
- Dev Twister
- Panoya El Basma
- Dev Jenga
OYNAYARAK EĞLENEREK ÖĞRENMEK İSTER MİSİNİZ?
Dr. Fatma Önalan Akfırat
Ebeveynler çoğunlukla çocuklarının doktor, avukat, mühendis olmasını düşlerler. Ancak bu noktada sanata, topluma, iletişime açık insanlar olmaları yolunda yapılabilecekleri göz ardı ederler. Çevrenizde eminim ki pek çok başarılı insan görüyorsunuz, ancak toplumsal ilişkilerinde ne derece başarılılar, ne derece iletişim kurup, duygularını ve düşüncelerini ifade edebiliyorlar hiç düşündünüz mü? Çocuklarımıza ilişkin düşlerimizi gerçekleştirmek için onları dersten derse koşturur dururuz. Ancak kaç ana baba çocuğum, paylaşmayı, iletişim kurmayı, problem çözmeyi, girişkenliği öğrensin, içe kapanık olmasın diye ders aldırıyor? Çocuklarınız avukat, doktor olsunlar ama çocukluklarını yaşayarak, oyun oynayarak büyüsünler, akademik yetenekleri kadar duygusal yönlerini de geliştirsinler, üreten, sorgulayan, problem çözebilen yetişkinler olsunlar istemez misiniz?
Çocuklarımızın yaşam becerilerini geliştirmenin pek çok yolu olabilir, bunlardan biri de yaratıcı dramadır. Çocuklar en iyi yaparak yaşayarak öğrenirler. Öğrenmeyi salt akademik olmaktan çıkarıp duyuşsal hale getirmek, duyuları harekete geçirmek gerekir, duyuları harekete geçirmenin en güzel yolu yaratıcı dramadır. Yaratıcı drama bir grup çalışması içerisinde gerçekleşir, çocuk özgür, etkin ve yaratıcıdır. Dener, katılır, paylaşır, rol oynar, hayatı seyretmeyi değil, yaşamayı öğrenir.Drama ile kendini, diğerlerini ve toplumsal yaşamı keşfeder.
Çocuğun işi oyundur. Yaratıcı drama da oyunlar yoluyla başkaları ile iletişim kurmayı, paylaşmayı, dinlemeyi, sıra almayı, konuşmayı, eğlenerek, oynayarak öğrenir, oynayarak öğrendiği için de öğrendiklerini unutmaz.
Yaratıcı drama okul öncesinden başlayarak her yaşta çocuk, genç ve yetişkinin katılabileceği ve lider eşliğinde yürütülen bir grup çalışmasıdır.Grup çalışması içerisinde bir konu veya temadan yola çıkarak, drama ve tiyatro teknikleri ile canlandırmalar yapan bireyler kendilerini, başkalarını ve bakıp da görmediklerini görmeyi öğrenir, yaşamın provasını yaparlar.
Yaşamımızın her evresinde oyun oynayabilseydik, eminim ki yarınlar için daha çok enerji toplayabilirdik. Siz yetişkinler çocuklarınızla birlikte oynayan insana dönmek istemez misiniz? Yeniden yaşamaya, paylaşmaya, üretmeye, yaşayarak öğrenmeye hevesliyseniz siz de yaratıcı drama çalışmalarına katılabilirsiniz. |
|